Istılâh
Ta'bir. Deyim. Bir ilim veya mesleğe âit kelime.
Itk
Azâd edilmek. Hürriyete kavuşmak. Şeref, şan. Kuvvet.
İâne
Yardım. İmdât Yardım için istenen, toplanan şey.
İbâd
Âbidler, kullar, ibâdet edenler.
İbâdet
Allahü teâlânın emirlerini yerine getirmek ve yasaklarından kaçınmak. Sevâb hâsıl olması için, Allah rızâsı için niyet etmek lâzım olan tâate ibâdet etmek denir.
İbâre
Bir fikri anlatan bir veya birkaç cümlelik yazı. Paragraf. Ders veren ibretli söz.
İbdâ
Allahü teâlânın maddesiz, âletsiz, zamansız, mekânsız yaratması. Geçmişte benzeri olmayan şiiri söylemek.
İbn
Oğul.
İcâd
Allahü teâlâya mahsûs olan, yoktan vâr etmek, yaratmak.
İcâre
Kirâ, gelir, ücret. Belli bir menfeati belli bir karşılık ile satmak.
İ'câz
Âciz bırakmak. Acze düşürmek. Şaşırtmak. Başkalarının konuşamıyacakları derecede güzel söz söyleme, konuşma.
İcâzetnâme
Diploma, ilmi ehliyet.
İcmâ
Toplanma. Dağınık şeyleri bir araya getirme. Fikir birliği.
İcmâ-ı ümmet
Eshâb-ı kirâmın (Radıyallâhü anhüm) ve Tabiinin sözbirliği ile bildirilen hükümler. Ya'ni gördükleri ve işittikleri zaman hiçbirisinin red ve inkâr etmediği şeylerdir.
icmâl
Hülâsa etmek. Kısaltmak, bir araya toplamak. Netice.
İcrâ
Bir işi yürütmek Yerine getirmek, yapmak. Borçluya borcunu adli bir  teşekkül vâsıtasıyla ödetmek.
İctihâd
Dinin fer'i mes'elelerine âit hükümleri, müctehüd olan âlimlerin, usûlüne uygun olarak Kur'ân-ı kerim ve hadis-i şeriflerden çıkarmaları ve bunun için bütün gayretlerini sarfetmiş olmalarıdır. Gayret etmek.
İçtimâ
Toplanmak. Bir araya gelmek. Toplantı.
İçtimâiyyât
Cemiyet hayâtına âit ilimler, sosyoloji.
İddet
Kocasından ayrılan kadının üç ay, kocası ölen kadının dört ay  on gün beklemesi, hiç kimse ile evlenmemesidir.
İdrâk
Anlama, akıl erdirme, kavrama.
İhlâs
Riyâsız. Allah rızâsı için yapmak. Gösterişten uzak olmak. İçten, samimi.
İhrâm
Hacıların örtündüğü dikişsiz elbise.
İhsân
İyilik, lütuf. Cömertlik yaomak. Allahü teâlâyı görür gibi ibâdet yapmak.
İhtibâs
Bir şeyin kıymetlenmesi için saklamak. Vurgunculuk.
İhtidâ
Hidâyete kavuşmak. İrşâdı kabûl edip, doğru yola girmek. İslâmı kabûl edip, İmân etmek.
İhtilâf
Anlaşmazlık, uyuşmazlık. Karışıklık.
İhtirâm
Hürmet olunmak. Ta'zim. Saygı.
İhtisâb
Hesap sorma. Emr-i ma'rûf, nehy-i anil münker vazifesi. Mes'ûliyet. Cezâ. Eskiden belediye işlerine bakan memûrun işi.
İhtisar
İcmâl etmek. Sözün kısaltılması. Kısaltmak.
İhtisâs
Bir ilim veya san'at üzerinde fazla çalışarak, onda derinleşmiş olmak. Uzman olmak.
İhtiyâç
Zarûret hâli. Çâresiz kalıp istemek. Yoksulluk.
İhtiyâr
Yaşlı kimse. Seçilmek, seçmek. İstek, arzu. Râzı olmak.
İhvân
Sâdık arkadaşlar. Eş-dost. Aynı yolda olan.
İhyâ
Diriltmek. Yeniden hayâta kavuşturmak. Gece uyumayıp çalışmak veya ibâdet ederek geçirmek.
İ'kâb
Şiddetli azâb, eziyet etmek. Cezâlandırmak.
İllet
Esas sebep. Vesile. Maraz, hastalık, sakatlık. Maksat gâye.
İlliyyin
Cennetin en yüksek tabakası. Kâmil müslümanların kavuşacağı en büyük derece.
İlm
Okumak, görmek, dinlemek veya cenab-ı Hakkın ihsânı ile elde edilen ma'lûmât. Bilmek, idâre etmek.
İlm-i hâl
Herkesin bilmesi ve yapması gereken kelâm (ya'ni imân) , ahlâk ve fıkıh bilgileri, bu bilgikeri kısaca ve açıkca anlatan kitaplara da ilmihâl kitapları denir.
İlm-i hilâf
Mukâyeseli hukuk. Bu ilmin kurucusu Ebû Zeyd Debbû si'dir.
İlm-ül yakin
Eserden müessiri ya'ni işi görerek, bunu yapanı anlamaktır. bu, evliyâda keşf ve şühûd ile çabuk hâsıl olur. Âlimlerde ise akl ile düşünüp inceliyerek anlaşılır.
İltizâm
Gerekli bulma, kendine lâzım kılma. Tarafgirlik etme. Eskiden devlet gelirlerinden birinin toplanması işini üzerine alma.
İmâ
İşâret etmek, işâretle anlatmak. İşâret.
İmân
İnanmak, i'tikâd .Hakkı kabûl edip tasdik etmek. Peygamberimiz Hazreti Muhammed aleyhisselâma Allahü teâlâ tarafından gönderilen herşeye inanmak ve kalbiyle tasdik etmek.
İmâm
Delil ve rehber.. Cemâate namaz kıldıran. İslâm hükümetlerinde devlet reisi.İctihâd sâhibi olan. Mezheb sâhibi olan mübârek zatlara verilen ünvân.
İnâyet
Yardım, lütûf, ihsân, iyilik, Gayret, özenme. Mühim işle meşgûl olma.
İnfâk
Nafaka verme. Geçindirme.Besleme. Harcayıp, tüketme.
İnkisâr
Kırılma. Bedduâ etme. Gücenme.
İntisâb
Bir yere bir kimseye mensûb olmak Bağlanmak. Mâiyyetine girmek.
İrâd
Getirmek. Söylemek Gelir, kazanç.
İrâde
Arzu, istek. Dilemek. Emir. Birşeyi yapmak veya yapmamak için olan iktidar, güç.
İrâde-i külliyye
Allahü teâlânın irâdesi.Allahü teâlânın emri.
İrâde-i cüz'iyye
Cenâb-ı Hak tarafından insanın kendi salâhiyetinde bıraktığı istek, arzu.İnsanın herhangi bir tarafa meyletme isteği, kuvveti.
İrhâs
Bir peygamberde, bi'setinden önce görülen hârululâde hâller.
İrsâl
Göndermek, gönderilmek. Havâle kılmak. Kendi hâline koymak.
İrşâd
Doğru yolu göstermek.Gafletten uyandırıp hidâyete kavuşmaya vesile olmak.
İrtidâd
Din değiştirerek mürted olmak.İslâmiyeti terkedip dinsiz olmak.
İrtihâl
Bir yerden başka bir yere göç etmek. Ölmek.
İsâr
Kendisi muhtaç olduğu hâlde başkasına ni'met vermek. Cömertlik.
İsnâd
Bir söz veya haberi birisine nisbet etmek. Birisi için birşey yaptı demek. Dayandırmak. Dayanmak.
İsrâf
Lüzumsuz yere harcamak. Ömrünü boş şeylerle geçirmek.
İstibrâ
Ayırmak, uzaklaştırmak.Küçük abdest bozduktan sonra idrardan temizlenmek.İdrar yolunda idrarın tamamen kesilmesini beklemek.
İstidâd
Kâbiliyet. Akıllılık. Anlayışlılık. Allahü teâlânın mahlûkâta ihsân ettiği kâbiliyet kuvveleri.
İstidlâl
Delil getirmek. Delile dayanarak netice elde etmek. Muhâkeme, anlama kudreti.
İstidrâc
Fâsıklardan, günâhı çok olanlardan zuhûr eden âdet dışı hâller. Derece derece kıymetini indirmek.
İstif
Muntazam yığın. Nizâm. Sıra, dizi.
İstifâ
Affını, bağışlanmasını, azlina istemek. Me'mûriyetten affını taleb etmek.
İstigâse
Tevessül etmek, vesile etmek, yardımını, duâsını istemek. Ondan şefeât istemek.
İstigfâr
Af dilemek Tövbe etmek. Yalvarmak. Allahü teâlâdan bağışlanmasını istemek.
İstigrâk
Gark olmak. Dalmak. Aşk-ı ilâhi ile dünyâyı unutup kendinden geçmek.
İstihâza
Kadınlarda belli âdet günlerinden sonra gelmeye devam eden kan. Hastalıktan dolayı olduğu için özür kanı da denir.
İstihâre
Bir işin hayırlı olup olmayacağı niyetiyle, abdest alıp, iki rek'at namaz kılarak, duâ edip rü'yâ görmek üzere uykuya yatmak.
İstihdâm
Bir hizmette kullanmak, hizmete almak. Hizmet ettirmek.
İstihkâk
Kazanılan şey. Hak edilen. Hakkını almak.
İstihlâf
Vekil bırakmak. Birisini kendi yerine geçirmek.
İstikâmet
Doğruluk. Nâmuslu hareket. Adâletten ve doğruluktanayrılmadan hareket etmek.
İstikbâl-i kıble
Kıbleye, Kâ'be istikâmetine dönmek.
İstincâ
Abdest bozduktan sonra veya abdest almadan önce kan, idrar ve meni gibi şeylerin çıktıkları yeri temizlemek.
İstiskâ
Su isteme, susama. Yağmur duâsına çıkma.
İstisnâ
Ayırmak. Müstesnâkılmak. Kâide dışı bırakmak.
İstisnâ (Ismarlama satış)
Mevcud olmıyan bir malı, bir san'at sâhibine ta'rif ederek yaptırmak.
İstişâre
Fikir danışmak. Meşveret etmek.
İsyân
Emre karşı gelme. ;tâatsizlik. Ayaklanmak. Âsi olmak.
İşâret
Nişan, alâmet. Bir şeyi bir vâsıta ile (el-göz ile) göstermek.
İşrâk
Güneşin doğması. Işıklandırmak.
İştiyâk
Fazla arzu ve şevk. Hasret çekmek, özlemek.
İthâlât
Dışardan içeri sokmak. Dış ülkelerden mal getirmek.
İ'tibâr
Ehemmiyet vermek. Hürmet. İbret alıp uyanık olmak. Birisini veya sözünü makbûl farzetmek.
İ'tidal
Bir şeyde veya hâlde ifrat veya tefride düşmeden orta yolda bulunmak. Gece- gündüzün eşit olması.
İ'tikâd
İnanmak. Sıdk ve doğruluğunu gönülden tasdik ederek inanmak. Dinin temelini meydana getiren şeylere inanmak.
İ'tilâf
Anlaşmak. Uyuşmak. Muvâfakat etmek. Toplanmak. Bir araya gelmek.
İttibâ
Tâbi olma.Arkasından gitme. İtâat etme.
İttihâd
Birleşmek. Aynı fikirde olmak. Birlik üzere âmil olmak.
İttihâz
Kabûl etmek. Kabûllenmek.
İttikâ
Çekinmek. Sakınmak. Günahlardan ve kötülüklerden el çekmek.
İttisâf
Vasıflandırmak. Sıfat sâhibi olmak.
İztırâr
Mecbûriyet, çâresizlik, ihtiyaç.
İzzet
Ziyâdelik ve üstünlük. Değer, kıymet. Kuvvet. Muhterem ve mu'teber olmak.

 

Kabâil
Kabileler, boylar.
Kâ'be-i muazzama
Mekke-i mükerremede, Hârem-i şerifin ortasında bulunan binâ. Bütün müslümanların kıblesi, câmilerin en efdali.
Kabz
El ile tutma, avuç ile kavrama. Azrâil (Aleyhisselâm)tarafından rûhun alınması. Satın alınan hibe edilen veya miras kalan malın reslim alınması.
Ka'de-i âhire
Namazda selâm vermeden önce, tahiyyat okuyacak kadar oturmak. Ka'de-i âhire, ya'ni son rek'atta tahiyyat okuyacak kadar oturmak farzdır.
Kadı
 Yapan, yerine getiren, hüküm veren. Suçluyu ve suçsuzu ayırıp, İslâmiyetin emirlerine göre hükmeden hâkim.
Kadıasker
 Osmanlı'larda, ilmiye rütbelerinin sonu olan rütbede bulunan zât. Rumeli ve Anadolu adıyla iki kadıaskerlik vardı.
Kadim
Başlangıcı olmayan, ezeli olan. Allahü teâlâ kadimdir. Evveli başlangıcı yoktur.
Kadı nâibi
Kadıların, vazife yerine gitmediklerinde, yerlerine gönderdikleri vekil.
Kadir
Kudreti mutlak olan ve her husûsa muktedir olan, kudret sâhibi olan Allahü teâlâ. Allahü teâlâ hakkında bilmemiz vâcib olan sekiz sıfat-ı ma'neviyeden biri.
Kadr
İ'tibâr, değer, haysiyet, kıymet, miktar, meblağ.
Kadr (kadir Gecesi)
Ramazân-ı şerif ayı içinde bulunan bir gece. Kur'ân-ı kerimde methedilen en kıymetli gece. Kur'ân-ı kerim bu gece inmeye başladı.
Kâdıyâniler
Hindistan'da, İngilizler tarafından müslümanları parçalamak için kurulan sapık fırka mensupları.
Kâfiye
Şiirde mısra'ların sonlarında aynı sesi veren harflerinbirleşmeri.
Kâinât
Yaratılan herşey, bütün mahlûkat, Allahü teâlâdan başka herşey.
Kalb
Gönül. His organlarından, rûhtan, nefsten ve şeytandan gelen te'sirlerin toplandığı merkez. Vücûd çalışma merkezine de kalb denir. Aslında bunun adı yürektir.
Kalb-i selim
Temiz gönül, kendisinde Allah sevgisinden başka birşey bulunmayan kalb.
Kalkale
Hareket ettirme, seslenme. Kur'ân-ı kerimin okunuşunda tecvidinde, ''Kaf, tı, be, cim,dal'' harflerinin sükûn hâlindeki okunuşunda uygulanan tecvid kâidesi.
Kamis
Entâri gibi uzun gömlek. Erkek ölüler için kefenin üç parçasından biri.
Kâmûs
Lügât kitabı. Denizin ortası. Firûzâbâdi'nin yazıp Mütercim Âsım Efendi'nin ''Kâmûs-u Okyanus''adıyla Türkçeye çevirdiği ''Kâmûs-ı Muhit'' adlı eser.
Kânun
Kâide. Devletçe mer'iyyeti kabûl ve onunla âmel olunan nizâm ve kâidelerin toplamı.
Kânun nâme
Kânunun bir maddesi ile ilgili fıkraları içinde toplayan kitap veya risâle, nizâm-nâme. Budin kânun-nâmesi, Arâzi kânun-nâmesi gibi.
Karabet
Yakınlık, hısımlık,akrabâlık.
Karaborsa
İhtikâr. İnsan ve hayvanlar için olan gıdâ maddelerini piyasadan toplayıp yığarak, pahalandığı zaman satmak.
Kandil
Küçük çapta aydınlatma aracı. Yağ, fitil ve şişeden ibârettir.
Karargâh
Ordu kurmay hey'etinin bulunduğu yer, merkez.
Kâri
Kur'ân-ı kerimi ezberleyen kimse, kırâat âlimi.
Karz-ı hasen
Ödünç vermek. Çarşıda misli ya'ni benzeri bulunan herşeyi, belirsiz bir zaman sonra, misli verilmek üzere vermek.
Kasâvet
Sertlik. Katılık, gam, keder.Kalbin kararması.
Kasem
Yemin, and.
Kaylûle
Öğleden önce biraz yatmak. Kaylûle, Resûlullahın (sallallâhü aleyhü ve sellem) âdet'i şerifesi idi.
Kazâ kader
Allahü teâlânın birşeyin varlığını dilemesine ''Kader'' denilmiştir. Kaderin, ya'ni varlığını dilediği şeyin var olmasına da ''Kazâ'' denir. Kazâ ve kader kelimeleri, birbirlerinin yerine de kullanılır.
Kazasker
Bkz. Kadıasker.
Kelâm-ı ilâhi
Allah kelâmı, Kur'ân-ı kerim.
Kelim
Söz söyleyen, konuşan, hazret-i Mûsâ'nın ünvânı.
Kelime-i temcid
''Lâ ilâhe illallah Muhammedürresûlullah'' güzel sözü.
Kemâlât
İnsanın bilgi ve ahlâk güzelliği bakımından olgunluğu.
Kenz
Hazine, define.
Kerem
Asâlet, cömertlik, lütûf, bağış.
Kerehât
İğrenme, tiksinme. Dinimizde bir hâlin bir hareketin sârih ve kat'i şekilde değil, delâlet sûretiyle men olunması.Bkz. Mekrûh.
Kerâmet
Kerem, bağış, ikrâm, Peygamberlerin( Aleyhimüsselâm) ümmetlerinin evliyâsında, âdet dışı meydana gelen şeyler.
Kerih
İğrenç, çirkin.
Kerim
Kerem sâhibi, cömert, Allahü teâlânın doksandokuz güzel isminden biri.
Kesb
Kulun işinin yapılmasında, yaratılmasında, önce kulun bu işi irâde etmesi, istemesi. Helal kazanmak.
Kesre
''I'' ve ''İ''seslerini veren hareke.
Kesret
Çokluk, bolluk, ziyâdelik.
Keşf
Açma, meydana çıkarma, gizli bir şeyi bulma. birşeyin olacağını önceden anlama, Allahü teâlâ tarafından ilham olunma. Keşf, Allahü teâlânın sevgili kulları olan evliyâda zuhûr eder.
Ketm
Bir sözü, bir haberi, bir sırrı saklama, gizli tutma.
Kezzâb
Çok ualan söyleyen, pek yalancı. Kimyâda ''Nitrik asit''in halk arsındaki adı.
Keyfiyyet
Birşeyin iyi veya kötü olma hâli.
Kıble
Namaza başlarken yönelinen cihet, ya'ni Mekke-i mükerremede Kâ'be-i şerifin bulunduğu yer.
Kil-ü-kâl
Dedikodu, lüzumsuz lâf.
Kırâat
Okuma, okuyuş. Kur'ân-ı kerimin okunması.
Kırâat-ı aşere
Kur'ân-ı kerim kırâatında imâmlık derecesine yükselmüş olan, on imâmın kırâatleri. On kırâat imâmı şunlardır: İmâm-ı Nafi, Abdullah bin Kesir, Ebû Amr Mâzini,
Kırâat-i seb'a
Kırâat-ı aşerede bildirilen ilk yedi imâmın kırâatleri.
Kırâat-i şazze
 Arabi gramer şartlarına uyan ve ma'nâyı değiştirmeyen, fakat ba'zı kelimeleri Hazret-i Osman'ın topladığına benzemeyen Kur'ân-ı kerimin kırâat-i şâzze denir. Kırâat-i şâzzeyi, Eshâb-ı kirâmdan (Radıyallâhü anhüm) birkaçı okumuş,fakat sözbirliği olmamıştırç Eshâb-ı kirâmdan birinin okuduğu bildirilmeyen okumağa ''Kırâat-i şâzze'' denmez.
Kırat
 Orta büyüklükte beş arpa ağırlığında olan bir ölçü birimi. Bir kırat yaklaşık 0,24 gramdır.
Kırba
 Eskiden daha çok su dağıtan sakaların kullandığı, ince köseleden veya deriden yapılmış su kabı.
Kıyâmet
İnsanların ve bütün canlıların öldükten sonra tekrar diriltilmesi.
Kıyâs
Bir şeyi takdir etmek, ölçmek, karşılaştırmak, iki şey arasındaki benzerlikleri tesbit etmek. Fıkıh ilminde kiyâs âyet-i kerime ve hadis-i şeriflerde açıkca bildirilen bir mes'elenin hükmünü, ictihâd yolu ile âyet ve hadiste açıkca belirtilmemiş olan fakat aynı ortak vasıfları taşıyan bir mes'ele için de geçerli görmektir.(Bkz. Kıyâs-ı fukahâ)
Kibâr
Büyükler, ulular, ince, terbiyeli, görgülü, nâzik.
Kibir
Büyüklenmek, kendisini başkalarından üstün görmek.
Kibriyâ
Büyüklük, ululuk.
Kinâye
Maksadı, kapalı bir şekilde dolaylı anlatan söz.
Kisrâ
İran hükümdârı.
Kitâb
Kitap.Kur'ân-ı kerim, edille-i şer'iyyeden birincisi.
Kitâbe
Kazılmış yazı. Mezârtaşı yazısı. Câmi, medrese, türbe, kale gibi eserlerin, yaptıran, yapan ve yapılış târihlerini ihtivâ eden bilgilerin yazıldığı düz-yassı taş veya mermer. Kitâbe, daha çok bu eserlerin giriş kapıları üzerinde bulunur.
Kitâbet
Yazı yazmak, kâtiblik. Köle ile efendisi arasında yapılan akit, sözleşme.
Kizb
Yalan, yalan söylemek.
Kubuh
Çirkinlik. Birşeyin tabiata uygun, kemâl sıfatını hâiz ve övülmeye lâyık olmaması hâli. (Bkz.Hüsn)
Kul hakları
 Bkz. Hukûk-ul-ibâd.
Kulleteyn
Beşyüz rıtl, ikiyüzyirmi litre suyun iki katı, dörtyüzkırk litre miktarı su.
Kurb
Yakın olma, yakınlık.
Kutb-i aktâb
Âlemde, dünyâda herşeyin var olması ve varlıkta durabilmesi için feyz gelmesine vâsıta olan büyük veli. Bunlara; Kutb-i ebdâl ve Kutb-i medâr da denir.
Kutb-i ebdâl
Bkz. Kutb-i aktâb.
Kutb-i medâr
Bkz. Kutb-i aktâb.
Kutb-i irşâd
Âlemin irşâdı ve hidâyeti için feyzlerin gelmesine vâsıta olan büyük veli.
Küsûr namazı
 Güneş tutulması esnâsında kılınan iki rek'at namaz.
Küsûrât
Artıklar, artan kısımlar.
Kütüb-i sitte
Meşhûr altı hadis-i şerif kitabı. ''Sahih-i Buhâri'' ''Sahih-i Müslim'' ''İmâm-ı Mâlik''in ''Muvatta''sı (veya İbn-i Mâce'nin ''Sünen''i) İmâm-ı Tirmizi'nin ''Câmi'us-Sahih''i, Ebû Dâvûd ve İmâm-ı Nesâi'nin ''Sünen''leri.

 

Lağv
Faydasız, beyhûde, boş. Kaldırma, hükümsüz kılma.
Lahd
Kabrin içinde, kıble tarafına cesedi koymak için, cesed sığacak kadar kazılan yer.
Lâhikâ
Ek.
Lâin
Kovulmuş, nefret kazanmış.
Lakab
Bir kimseye kendi isminden başka takılan ad.
Ledünni
Allahü teâlânın seçtiği ba'zı kullarına, ya'ni evliyâsına ihsân ettiği gizli ilimler. Bu ilmi bilen.
Levh-i mahfûz
Allahü teâlânın ezelde takdir ettiği şeylerin yazıldığı yer.
Leyle-i berât
Arabi aylardan Şa'bân ayının ondördünü onbeşine bağlayan gecedir. Allahü teâlâ bir sene içinde olacak şeyleri bu gece meleklere bildirir.
Leyle-i kadr
Ramazân-ı şerif ayı içinde bulunan bir gecedir. En kıymetli gecedir.
Leyle-i mevlid
Rabi'ul-evvel ayının onbirini onikisine bağlayan, peygamberimizin (Sallallâhü aleyhi ve sellem) doğduğu gecedir.
Leyle-i mi'râc
Receb ayının yirmiyedinci gecesidir. Peygamberimizin (Sallallâhü aleyhi ve sellem) göklere çıkarıldığı, bilinmeyen yerlere götürüldüğü gecedir.
Leyle-i mübâreke
Mübârek, kıymetli geceler.
Leyle-i regâib
Receb ayının ilk Cum'a gecesidir. Kıymetli gecelerdendir.
Libâs
Elbise, giysi.
Lif
Tel.
Livâ
Bayrak.
Livâ-ül hamd
Peygamberimizin (Sallallâhü aleyhi ve sellem) ümmetinin, mahşer günü altında toplanacakları bayrak.
Livâ-üs-seâdet
Peygamberimizin (Sallallâhü aleyhi ve sellem) sancağı.
Liyâkat
Lâyık olma; değerlilik. İktidar. Hüner. Fazilet.
Lonca
Eskiden, esnafın toplanıp işlerini konuştukları yer.
Lügat
Kelime, söz. Her milletin konuştuğu dilin kelimeleri.

 

ÇOK OKUNANLAR

Prof. Dr. Hayrettin Karaman- Hoş…

Kulağa hoş gelen, gönüllere rahatlık veren, iyi bi...

Temmuz 20, 2009

MALİKÎ MEZHEBİ

Malik b. Enes b. Malik b. Ebi Amir el Asbahî'ye ni...

Temmuz 06, 2009

İSTİLA DEVİRLERİNİN KOLONİZATÖR …

  Prof. Dr. Ömer Lütfi BARKAN Selçuk-Bizans...

Temmuz 06, 2009

HZ. EBU BEKİR'İN HAYATI

Hz. EBU BEKIR ES SIDDÎK (r.a) (571-634)  &nbs...

Temmuz 05, 2009

RÜYALARIN ÖNEM VE ANLAMI

Rasulullah Muhammed Mustafa (aleyhissalatu vessela...

Temmuz 20, 2009

SELEF VE SELEFILIK

Selef kime denir? Hz. Peygamber s.a.v.'in “En ...

Temmuz 06, 2009

Ahmed Avni KONUK

AHMED AVNİ KONUK (1868 - 19.3.1938) Kadı Alî-zâ...

Temmuz 21, 2009

CÂHİLİYYE DÖNEMI

Bilgisizlik, gerçeği tanımama. İslâm, tam bir aydı...

Temmuz 05, 2009

İSTANBUL’DA MEVLEVÎLİK

Mevlevi Ayini ve Semâ Törenleri çok kez doluluk ...

Ocak 11, 2016

SÜNNİ SUFİ YOLLARI

  Ahilik Bayramilik Buhurilik  ...

Temmuz 06, 2009

TASAVVUFUN KISACA TARİHÎ GELİŞİM…

Hz. Peygamber, sahâbe, tâbiîn ve tebeu't-tâbiîn dö...

Temmuz 07, 2009

Mevlevilik Ve Gazi Mustafa Kemal

Mevlevilik Ve Gazi Mustafa Kemal Yıl 1922... Kası...

Şubat 06, 2009